TEMA Vakfı Kıdemli Savunuculuk Koordinatörü Onur Küçük, maden tehlikesinin büyük olduğuna değinerek şu ifadelere yer verdi: 

“9 Nisan’daki İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısı yapılacak. Şu anda ekranda proje alanını görüyorsunuz. Mavi ile gösterilen alan ruhsat alanı. Mor renkli olan alan ise yaklaşık 1800 hektarlık bir alan; futbol sahasına böldüğümüzde yaklaşık 2500 futbol sahası büyüklüğünde. Kırmızı ile gösterilen alan ise ÇED alanı, yani faaliyetlerin fiilen yürütüleceği yer. Bu da 500 hektardan fazla; yaklaşık 680-700 futbol sahasına denk geliyor. Burası sınırda bir bölge gibi düşünebilirsiniz. Yukarısı Mihalgazi, aşağısı Tepebaşı. Yani iki ilçeyi kesen, bakir doğaya, vahşi yaşama ve tarım alanlarına sahip önemli bir ekosistem. Şu anda gördüğünüz alan açık ocak. 

"Toprak Kalitesi Her Geçen Gün Düşecek"

ÇED raporuna göre burada her gün bir kez patlatma yapılacak. Proje kapsamında yılda 12 milyon ton kayaç çıkarılacak. Şirket, 10 yıl boyunca toplam 120 milyon ton kayaç çıkarılacağını taahhüt ediyor. Bu, çok ciddi bir miktar. Bu kayaçların 6 milyon tonu "pasa", yani içerisinde değerli bir şey bulunmayan atık. Diğer 6 milyon tonu ise "cevher" olarak tanımlanıyor; altın, gümüş ve diğer metaller içeriyor. Bu cevherler yığın liç sahasında serilecek. 

Burada odaklanmamız gereken önemli bir husus var: Bu 6 milyon ton cevher her yıl basamaklar halinde serilecek ve üzerine siyanür damlatılacak. Bu işlem, siyanürün su ile birlikte uygulanmasıyla gerçekleşiyor. İlk yıl serilecek, sonra ikinci yıl, üçüncü yıl... Onuncu yıla kadar bu süreç sürecek. 10 yıl boyunca burada siyanürleme işlemi yapılacak. Alt kısma yerleştirilen drenaj sistemi sayesinde çözülen cevher toplanacak, işlenecek. Bu su da devirdaim yapılacak. Tüm süreç açık havada gerçekleşecek. Yani bu, bizim için sadece bir madencilik projesi değil. Çünkü her şey ocak, pasa depolama, yığın liç alanı açıkta. Tüm kimyasallar doğrudan hava ve su ile temas ediyor. Sürekli bir atık oluşacak ve toprak kalitesi her geçen gün düşecek. 

Projenin birçok etkisi var. Orman alanları bozulacak. İklim kriziyle mücadele ettiğimiz bu dönemde, ormanların zarar görmesi sadece karbon tutumu açısından değil, su varlıklarının sürdürülebilirliği açısından da büyük bir sorun. Bölgede endemik türler, yaban hayatı ve çok çeşitli bitkiler var. Hepsi olumsuz etkilenecek. Ama en büyük sorunlardan biri su. Siyanür, suyla birlikte uygulanmak zorunda. 

Şirket diyor ki: "Tesis tam kapasiteye ulaştığında yıllık 9.4 milyon ton su tüketeceğim." Bu çok ciddi bir rakam. Bir örnek vereyim: Çanakkale’de yürüttüğümüz bir davada, 4.1 milyon tonluk yıllık su kullanımı için bilim insanları “bu çok büyük bir rakam” demişti. Burada bunun iki katından fazla su kullanılacak. Peki bu su nereden alınacak? Şirket net bilgi vermiyor. “İstersem Sakarya Nehri’nden alırım, istersem kuyulardan, istersem Tarımsal Sulama Yönetimi’nden” diyor. Ancak ne kadarını nereden alacağını söylemiyor. Bu da Sakarya Nehri'ni ve yeraltı sularını ciddi şekilde tehdit ediyor. 

Başkan Karabacak'tan Bayram Mesajı Başkan Karabacak'tan Bayram Mesajı

Raporda dikkat çekici bir başka detay var. Şirket tesisi ilk kurduğunda günlük 250 bin metreküp su çekeceğini söylüyor. Ama bunu ne kadar süreyle yapacağını belirtmiyor. Bu bir yıl sürerse yaklaşık 90-95 milyon tonluk bir su tüketimi anlamına gelir. Bunun süresi belirsiz. Biz halkın katılımı toplantısında da bu soruyu sorduk: "Bu projeyi onaylamamızı istiyorsunuz ama ne kadar su tüketeceğini söylemiyorsunuz. Biz size nasıl görüş verelim?" 

Şimdi birkaç teknik noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. 2017 yılına uzanan bir geçmişi var bu projenin. Aynı şirket, 2017’de bu sahada 350 noktada sondaj yapmak için ÇED süreci başlatmış ve "ÇED gerekli değildir" kararı almış. 3 farklı odak noktası vardı. Bunlardan biri, şu anki projenin açık ocak alanı. Yani bu projenin temelleri çok önceden atılmış. Şirket, 80 milyon tonluk rezervi çıkaracağını söylüyor ama "muhtemel 200 milyon tonluk rezerv de olabilir" diyor. Bu da projenin zamanla büyüyebileceği anlamına geliyor. Şu anda ÇED raporunda sadece belli bir alan ele alınıyor, bu da ciddi bir eksiklik. 

Diğer projelere de bakalım.: Burada Alpagut Atalan projesi var. Sarıcakaya Altın Madeni davasını kazandık, şu anda Danıştay’da. Behçetiye Mahallesi'ndeki Tepebaşı Altın Madeni projesi durduruldu. Hepsi Sakarya Havzası’nda yer alıyor. Söğüt Altın Madeni gibi büyük projeler de havzaya dahil. Yani bu bölge her geçen gün daha büyük bir madencilik baskısı altında. Son olarak, Eskişehir'in genel durumu: 2021 yılında KEMA Vakfı'nın hazırladığı rapora göre, Eskişehir’in yüzölçümünün %71’i 4. grup maden ruhsatlarıyla kaplı. Gri renk ihale aşamasındakileri, sarı arama aşamasındakileri, kırmızı ise işletme aşamasındaki ruhsatları gösteriyor. Bugün bu veriyi güncellesek, oranların daha da arttığını görebiliriz. Bu tablo, hem Sakarya Havzası'nın hem de Eskişehir’in büyük bir tehdit altında olduğunu açıkça gösteriyor.”

"Bu Tehlike Henüz Geçmiş Değil"

Eskişehir Doğa ve Yaşam Platformu üyesi Filiz Fatma Özkoç ise Alpagut-Atalan Madenleri konusunda ekosistemi ve dengeyi bozacağını söyleyerek şu ifadelere yer verdi:

“9 Nisan’da İDK süreci var. Bu süreç bizim için çok kıymetli. Yaklaşık 2-3 haftadır bu konuya yoğunlaşmış durumdayız ve sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz.

Bu maden projesinin düşünüldüğü bölge Eskişehir’e sadece 20 km uzaklıkta. Üretken, doğasıyla öne çıkan, mikroklima özelliği olan çok özel bir yer. Projenin büyüklüğü çok dikkat çekici: Madenin ruhsat alanı 18.4 km². Bu, Eskişehir’deki 9 mahallenin toplam yüz ölçümüne denk. Liç alanı 1.12 km². Bu da Gökmeydan Mahallesi kadar bir alan. Ocak alanı ise 1 km², yani Vişnelik Mahallesi büyüklüğünde. Açılacak ocağın derinliği 480 metre, yani yaklaşık 160 katlı bir apartman kadar.

ÇED raporuna göre 10 yıllık bir kazı sürecinden söz ediliyor ama bu projeler genelde uzar. Toplamda 120 milyon ton malzeme çıkarılacak. Bu, 30 tonluk 4 milyon kamyon yükü demek. En kritik mesele ise su. Proje kapsamında yaklaşık 10 milyon ton su kullanılacak. Bu miktar, Eskişehir’in yıllık içme ve kullanma suyunun 5’te 1’i kadar. Peki bu su nereden gelecek? Bölgedeki derelerden, yer altı sularından ve Sakarya Nehri’nden.

Biz bu projeye neden karşıyız. Çünkü Eskişehir’in nefes aldığı tek bölge Sarıcakaya’dır. Üstelik burada yetişen ürünler İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin pazarlarına gidiyor. Yani sadece Eskişehir için değil, ülke genelinde önemli bir üretim alanı. Burada bir denge, bir ekosistem var. Bu da bozulacak. Üstelik altın siyanürle ayrıştırılacak. Bu çok ciddi bir tehlike. Geçtiğimiz günlerde Uşak’taki Kışladağ Altın Madeni’ne bir gezi düzenledik. Yöre halkını da götürdük. Biz bile ilk defa bu kadar yakından bir maden gördük. Gördükten sonra herkes çok şaşırdı ve korktu. Resmen açık hava kimya laboratuvarı gibiydi. Çalışma sahaları, siyanür havuzları, her şey açıkta ve sürekli kimyasal tepkimeler oluyor.

Alpagut Atalan’daki ÇED dosyası yenilendi. Yakında İDK toplantısı yapılacak. Sarıcakaya’daki proje iptal edilmişti ama şirketin tekrar başvuracağı söyleniyor. Yani kısacası bu tehlike henüz geçmiş değil.”